Trablusgarp Savaşı (1911-1912)

Anasayfa »

  1. Cumhuriyet Savaşları »
  2. Trablusgarp Savaşı »

Trablusgarp Savaşı (1911-1912)

Trablusgarp Savaşı veya diğer kullanımıyla 1911-1912 Türk-İtalyan Savaşı, 1911-1912 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu ve İtalya Krallığı arasında geçen bir savaştır. Adı, "Trablusgarp Savaşı" olmasına rağmen çarpışmalar Trablusgarp dışında Adriyatik Denizi, Ege Adaları, Çanakkale Boğazı ve Kızıldeniz gibi farklı bölgelerde de sürmüştür.

Siyasal birliğini tamamlayan İtalya, 20. yüzyılın başından itibaren başlıca iki hedefe yönelmişti: İlki, Avusturya-Macaristan sınırlarında kalan ve İtalyanca konuşulan bölgeleri sınırlarına katmak ve Arnavutluk’u alıp Adriyatik denizine sahip olmak. İkincisi, çoğalan nüfusu için yerleşme ve iş alanı, gelişmekte olan sanayisi için hammadde kaynakları ve pazar aramak üzere sömürgecilik faaliyetlerinde bulunabilmek için, günden güne zayıflayan ve toprakları neredeyse yağmalanan Osmanlı Devleti’ne bağlı Trablusgarp’ı almak ve böylece Kuzey Afrika’ya adım atmaktı. Zira Trablusgarp 1822’de Mısır’ın İngiliz denetimine girmesiyle Osmanlı devletiyle kara bağlantısını kaybetmişti. İtalya’ya yakınlığı dolayısıyla bu devlete kolay bir av olarak görünüyordu.

Ne var ki, 1908’de Avusturya-Macaristan’ın Bosna-Hersek’i sınırlarına katması hedeflerinden ilkini sona erdirmişti. Balkan dengelerini alt üst eden bu durum karşısında Rusya, desteğini almak üzere İtalya’ya yaklaştı. İki ülke arasında 24 Ekim 1909’da imzalanan Racconigi Antlaşması ile birbirlerinin Osmanlı coğrafyası üzerindeki çıkarlarını, (Boğazlar-Trablusgarp) karşılıklı olarak tanıyorlardı. (1) Bu anlaşma, aslında Osmanlı topraklarının bölüşülmesini esas alıyor ve İtalya’yı Üçlü İttifak’tan uzaklaştırıyordu. Bu nedenle, gelişmelerden memnun olmayan ve Üçlü İttifak’ı ayakta tutmaya çalışan Almanya, Avusturya ve İtalya üzerinde baskı kurarak bu iki devleti yeniden yakınlaştırdı. Böylelikle, İtalya 1877’den beri örmeye başladığı uzun ve sabırlı bir politikanın sonucunda, Trablusgarp üzerinde yapacağı bir girişimi diğer devletlere tanıtmış ve kabul ettirmiş oldu.

Arnavutluk, Suriye, Asir ve Yemen’de yaşanan ayaklanmalar, politik bölünme ve çekişmeler gibi önemli iç ve dış sorunlarla uğraşan Osmanlı yönetiminin bu zaafından faydalanmak isteyen İtalya, 1910 yılı başından itibaren basın ve hükümet sözcüleri aracılığıyla Trablusgarp’a ilgisinden resmen bahsetmeye başladı. Trablusgarp’ta Türklerin İtalyanlara eziyet ettiklerinden, bölgenin ekonomik bakımdan gelişemediğinden bu gelişmenin ancak İtalya ve Osmanlı devletlerinin beraber çalışmalarıyla mümkün olabileceğinden, başka bir devletin bölgeyle ilgilenmesine tahammül edemeyeceklerinden söz etti. (2)

Öte yandan, İttihat ve Terakki hükümetlerinin İtalya’nın Trablusgarp’a iktisaden sızma girişimlerine karşı koymaya ve başka ülkelerin sermayelerini oraya çekerek İtalyan tekelini kırmaya çalışması, bu devletin elini çabuk tutmasına neden oldu. (3) Ancak, bölgede bulunan askeri birliklerden bir kısmının ve silah ve cephanenin, isyan halindeki Yemen’e gönderilmesi ve II. Abdülhamid’in bölgede kurduğu Hamidiye alayları benzeri, Kuloğulları gibi, yerli milis güçlerinin dağıtılması, bölgenin askeri açıdan zayıflamasına yol açtı. Uzun süre Vali atanmayarak bölgenin yöneticisiz bırakılması, İtalya’yı daha da cesaretlendirdi.

Osmanlı siyasi çevreleri, kapılarını ısrarla çalan tehlikeyi görmezden gelmeye devam ederlerken, İtalya savaş bahanesi yaratma planının ilk safhasını uygulamaya koyarak, 23 Eylül 1911’de bir nota verdi. Notada, Osmanlı subayları ve İttihat ve Terakki cemiyeti üyelerinin, cahil ve mutaassıp halkı İtalyanlar aleyhine kışkırttıklarını, bu nedenle bölgedeki İtalyanların can güvenliklerinin tehlikeye girdiğini bildiriyordu. Osmanlı hükümeti cevabında, kendi topraklarında asayişi sağlayacak güç ve kudrete sahip olduğunu vurgularken, iktisadi alanda her türlü müsaadelere hazır olduğunu bildiriyordu. (4)

Ne var ki, İtalya 28 Eylül’de verdiği ikinci notayla, Osmanlı Devleti’ne 24 saatlik bir süre tanıyarak Trablusgarp ve Bin Gazi’yi işgale karar verdiğini, buraların derhal boşaltılmasını istedi. Gerekçe olarak da, bölgenin Osmanlı Devleti tarafından uygarlık yönünden geri bırakıldığını, buradaki İtalyanlara ve diğer yabancılara kötü davranıldığını göstererek, sorunun çözümüne ilişkin diplomatik yolları kapattı. (5) Osmanlı hükümeti vermiş olduğu cevabı notada, İtalyan iddialarını reddedip görüşmeye hazır olunduğunu bildirdiyse de, bundan tatmin olmayan ve zaten bahane arayan İtalya, 29 Eylül’de Osmanlı Devleti’ne savaş açtı.

Savaşa oldukça kötü şartlarda giren Osmanlı Devleti bölgeye kuvvet gönderemedi. Zira hem deniz hem kara yolu kapanmıştı. İtalyan donanması Ege Denizi’ne hâkim olduğu için denizden yardım yapılamadı. İngiltere’nin tarafsızlık adına Mısır’dan geçişe izin vermemesi sebebiyle kara yolu da kapanmıştı.

İtalya, sahip olduğu üstün donanma gücüyle 1 Ekim’den itibaren kıyı şeridini bombalamaya başladı. Bu, asıl tesirini askerler ve halk üzerinde gösterdi. Topçu subaylarının yetersizliği, erlerin acemiliği, elde bulunan mermilerin İtalyan donanmasına ulaşacak etki ve derecede olmayışı, bölgede moral çöküntüye ve kaygıya neden olmuştu. Hemen herkeste, bu şartlar altında İtalyan işgaline karşı konulamayacağı kanaati uyanmıştı. Bunun bir sonucu olarak, direniş kuvvetleri arasında çözülme başladı. Mevziler terk edilerek iç kesimlere yönelmeler oldu. Trablusgarp’ta bulunan Osmanlı savunma kuvvetleri ve imkânları hakkında bilgi sahibi olan askeri ve siyasi çevreler, modern ve güçlü İtalyan orduları karşısında Türk kuvvetlerine başarı şansı tanınmıyordu. Kısa süreli bir direniş sonrasında İtalya’nın Kuzey Afrika’daki son Osmanlı toprağına sahip olacağı kanaati çok yaygındı. Bu nedenlerle, Osmanlı yönetimi sorunun çözümünü direnişi sürdürmekle değil, siyasi teşebbüslerle İtalya’yı barışa razı etmekte gördü. Ancak, bu teşebbüslerin bir sonuç vermeyeceğinin anlaşılması üzerine, Trablusgarp’ta direnişin güçlendirilmesi kararı alındı ve tüm imkânların seferber edilerek direnişin devam ettirilmesi talimatı verildi. (6)

Bu çerçevede, bir tarafta başta Sünusiler olmak üzere bölgedeki Osmanlı yanlısı hareketler ve gruplar desteklenmeye başlandı. Diğer taraftan da, aralarında Mustafa Kemal, Berlin Askeri Ataşesi Enver Bey ve Eşref Bey, Paris Askeri Ataşesi Ali Fethi Bey ve Süleyman Askeri Bey’in bulunduğu yüzlerce gönüllü subay, gazeteci ve tüccar kılığında Mısır ve Tunus üzerinden bölgeye gönderilerek İtalya ile mücadele edilmeye çalışıldı. (7)

Gönüllüler, yerli halkın da desteğini alarak savunma hatlarını kurdular. Bu nedenle, İtalyanlar ancak, savaş gemilerinin atış sahası içerisinde kalan kıyı şeridinde tutunabildiler. Savaşın uzaması İtalya’yı gittikçe ağırlaşan bir yükün altına sokuyor, iç politikada hükümeti de ağır eleştirilere maruz bırakıyordu. Bu koşullar altında, İtalya Osmanlı Devleti’ne karşı baskı uygulama yollarına başvurdu. Önce, 5 Kasım 1911’de, kısmen de kendi kamuoyunu yatıştırma gayretiyle, Trablusgarp’ı ülkesine kattığını ilan etti. Ardından, Almanya’yı kullanarak Osmanlı Devleti’ni barışa zorlama yolunu seçti. Fakat İtalya’nın acizliğini gören Osmanlı yönetimi buna yanaşmadı. Son olarak 1912 Nisanında İtalya donanması bir taraftan Rodos ve Oniki Ada’nın işgalini gerçekleştirmiş, diğer yandan da Çanakkale Boğazı’nın kapatılmasına yol açacak hareketlere girişerek, Avrupa devletlerini soruna bulaştırmak istemiş, maksadına da ulaşmıştır.

Bu tarihlerde Osmanlı Devleti’nin durumu hiç de iyi değildir. Akdeniz donanması büyük ölçüde yıpranmış, Oniki Ada elinden çıkmış, Çanakkale Boğazı tehlikeye düşmüş ve devlet merkezinin ülkenin diğer yanları ile denizden bağlantısı kesilmiştir. Öte yandan, iç ayaklanmalar şiddetlenmiş, parti çekişmeleri iyice artmış, bunun sonucu olarak da, devlet gittikçe büyüyen bir hükümet bunalımıyla ve ekonomik krizle karşı karşıya kalmıştır. İmparatorluğun içine düştüğü bu durumdan faydalanmak isteyen Rusya, Balkan ülkelerini Osmanlı Devleti’ne karşı kışkırtıyor, Balkan devletleri de bu durumdan yararlanıp Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkan topraklarını ele geçirmeye hazırlanıyorlardı.

Bu koşullar altında, 12 Temmuz 1912’de başlayan barış görüşmeleri, ancak Balkan Savaşı’nın başlamasından sonra, 15 Ekim 1912’de Quchy (Uşi)’de tamamlanabilmiş, 18 Ekim’de asıl ve açık barış anlaşması imzalanmıştır. (8) Buna göre, Kuzey Afrika’daki son toprağını kaybeden Osmanlı Devleti, Trablusgarp’ta sembolik bir temsilci bulundurabilecek, bu temsilcinin dini görevleri dışında hiçbir siyasal yetkisi bulunmayacak, İtalya kapitülasyonların kaldırılması konusunda Osmanlı Devleti’ne yardım edecek ve savaş dışında ele geçirdiği Oniki Ada’yı Osmanlılara geri verecekti. Ancak, Balkan Savaşı sırasında Yunanistan’ın adaları işgal etme tehlikesine karşı, İtalyan işgali bir süre daha devam edecekti. Osmanlı yönetimi böylelikle, Mora Yarımadası ile Anadolu arasına İtalya’yı geçici olarak yerleştirerek Anadolu’ya yönelebilecek bir tehdidi engelleme hesapları yapıyordu.

1911’e kadar çıkmış olan isyanlar, Meşrutiyetin ittihad-ı anasır (unsurların birlikteliği)fikrinin başarılı olabileceği inancını oldukça sarsmıştı. Fakat hiç değilse, yeni düzenin Avrupa kamuoyunun saygısını kazandığı, dolayısıyla Osmanlı Devleti’nin parçalanma sürecinin durdurulmuş olduğu yönünde bir iyimserlik havası oluşmuştu. Bosna-Hersek, Bulgaristan ve Girit’teki gelişmeler, fiili durumun resmiyet kazanması olarak açıklanabilirdi. Fakat Trablusgarp parçalanma sürecinin durmamış olduğunun apaçık bir göstergesiydi.

Kaynakça

1. Rıfat Uçarol, Siyasi Tarih, İstanbul, 1985, s. 350.

2. Daha geniş bilgi için bkz. İsrafil Kurtcephe, Türk İtalyan İlişkileri (1911-1916), Ankara, 1995, s. 12 vd.

3. Sina Akşin, Jön Türkler ve İttihat ve Terakki, İstanbul, 1987, s.187.

4. Kurtcephe, A.g.e., s. 55-56; Akşin A.g.e., s. 189.

5. Kurtcephe, A.g.e., s. 64.

6. Kurtcephe, A.g.e., s. 89.

7. Bu konuda bakınız, Cemal Kutay, Trablusgarp'da Bir Avuç Kahraman, İstanbul, 1978.

8. Anlaşmanın metni için bkz. Nihat Erim, Devletlerarası Hukuk ve Siyasi Tarih Metinleri I (Osmanlı İmparatorluğu), Ankara, 1953, s. 451-455.

 

Bu makale belirtilen kaynakçalara göre yeniden yazılarak, tarafından 3 Mart 2016 Perşembe günü yayınlanmıştır , son olarak da 29 Haziran 2016 Çarşamba tarihinde güncellenmiştir .

Görüşler

*