TBMM'ye Karşı Tepkiler: İç İsyanlar

Anasayfa »

  1. TBMM »
  2. İnkilap Tarihi »

TBMM'ye Karşı Tepkiler: İç İsyanlar

Mustafa Kemal Paşa Anadolu'da Milli Mücadele hareketini teşkilatlandırmak işinde ilerledikçe, İstanbul hükümetinin buna karşı tavırları daha da sertleşmiş, bu çerçevede halk kışkırtılarak ayaklanmalar çıkarılmıştır. Ayaklanmaların, Milli Mücadele'ye tam anlamıyla karşı olan Damat Ferit Paşa Hükümetleri dönemlerinde başlayıp yayıldığı bir gerçektir.

Nitekim ayaklanmalar, 1919 yılında Milli Mücadele hareketi adım adım belirmeye başlayınca özellikle, Damat Ferit Hükümetleri döneminde ortaya çıkmış BMM’nin açılmasına doğru ve açılmasıyla birlikte en yoğun biçimde kendini göstermiştir. Aşağıda, Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde çıkan ve Ankara hükümetini uzun süre meşgul eden bu ayaklanmalara değinilecektir.

Anzavur İsyanı: Yukarıda Damat Ferit hükümetince düzenlenen ve desteklenen ayaklanmaların ve Ahmet Anzavur’un faaliyetlerine kısaca değinmiş ve TBMM’nin açılması çalışmalarını engellemek için yapılan girişimler sonucu, Düzce yöresinde 13 Nisan 1920’de ayaklanma baş gösterdiği belirtilmişti. Bu esnada, Ekim 1919’da Manyas, Susurluk, Gönen ve Ulubat dolaylarında başlamış ve Kasım 1919’da bölgedeki milli kuvvetlerce bastırılmış olan Anzavur İsyanı, aynı bölgelerde Şubat 1920’de tekrar baş göstermişti ve devam etmekteydi. Bu arada, Ahmet Anzavur’a Damat Ferit Paşa hükümetince Paşalık rütbesi verilmiş, Balıkesir Mutasarrıflığına atanmıştı. Ahmet Anzavur şimdi Bandırma’yı kendisine merkez haline getirmiş, topladığı takriben beş bin kişilik bir kuvvetle Kirmasti (Mustafa Kemal Paşa) ve Susurluk’u işgal etmişti. Bir kolu da Balya üzerinden Balıkesir üzerine yürümüştü. Bu gelişme üzerine, milli kuvvetler Bursa’da savunma tertibatı almışlardı.

Bu gelişmeler ve Damat Ferit hükümetinin Anzavur’u desteklemek üzere Mudanya’ya asker göndereceği haberleri, Bursa ve Balıkesir havalisindeki durumu çok vahim hale getirmişti. Bunun üzerine, bölgedeki milli kuvvetler, Yunan cephesindeki kuvvetlerin bir kısmını alarak oluşturdukları birliklerle ve Çerkez Ethem’in Kuvay-ı Seyyare birlikleriyle beraber tertibat aldılar. Nihayet, alınan bu tertibattan sonra, milli kuvvetler 15 Nisan 1920’de Çerkez Ethem’in komutasında Balıkesir’den hareketle Anzavur’a karşı harekete geçtiler. 16 Nisan günü meydana gelen çarpışmalar sonunda Anzavur kuvvetleri dağıtıldı. Ahmet Anzavur 19 Nisan’da Karabiga’ya oradan da bir İngiliz gemisiyle İstanbul’a kaçtı. Böylece, ikinci Anzavur isyanı da bastırılmış oldu. (1)

Bozkır İsyanı: Milli Mücadele’nin başlarında Bozkırlı Zeynel Abidin tarafından 27 Eylül – 4 Ekim 1919 ve 20 Ekim – 4 Kasım 1919 tarihlerinde iki defa çıkarılan ayaklanmadır. Konya Valisi ve İngilizlerin desteğini alan Zeynel Abidin Bozkır da isyan etmiş, Beyşehir’den gelen süvari kuvvetlerini de esir etmiştir. Konya’dan gelen uyarı üzerine isyancılar dağılmıştır. Fakat, Konya’nın güvenlik altına alınacağı haberini alınca, tekrar harekete geçerek, Bozkır’ın Güneybatı kesimine kadar gelmişler ve kasabaya haber göndererek Milli Kuvvetleri istemediklerini bildirmişlerdir. İsyanını bastırmakla görevli Yarbay Arif Bey, isyancıları Adana’da sıkıştırmış ve hemen hepsini yok etmiştir. İsyanın elebaşları kaçmış ve daha sonraları çeşitli yerlerde ayaklanmalar çıkarmışlarsa da etkisiz hale getirilmiştir.

Ali Batı İsyanı: Midyat’ın güneyindeki bir aşiretin başına geçen Ali Batı’nın, İngilizlerin desteğiyle, Kürdistan devleti kurmak amacıyla çıkardığı isyandır. İsyan Nusaybin’e doğru yayılınca Mardin’den üzerine kuvvet gönderilerek bastırılmıştır.

Düzce-Hendek ve Adapazarı İsyanları: 13 Nisan’da Düzce’de başlamış olan ayaklanma, kısa sürede Hendek-Adapazarı yöresine ve Bolu, Mudurnu, Beyapazarı istikametine yayılmıştı. Düzce’de başlayıp ve Ankara yakınlarına kadar yayılan bu ayaklanma Ankara’da endişe uyandırdı. Ayaklanmanın daha da genişlemesini önlemek ve Ankara’nın tehditten kurtulmasını sağlamak üzere yeterli miktarda kuvvetin toplanması beklenmeden, eldeki zayıf kuvvetlerle, karşı harekat için tedbir alındı. Ayrıca, İstanbul hükümetince yayınlanmış olan fetvaların etkilerini kırmak ve halkı aydınlatmak gayesiyle, Ankara Müftüsü Rıfat Efendi’nin (Börekçi) önderliğinde, 150 Anadolu ulemasının imzasıyla bir karşı fetva yayınlandı. Esasında, Düzce olaylarını bastıracak, oraya en yakın organize kuvvet, Gebze’de bulunan 24. Tümen’di. Nitekim bu Tümen’e, 16 Nisan’da ayaklanma merkezi Düzce üzerine hareket emri verildi. Ancak, Düzce üzerine harekete geçen Yarbay Mahmut Bey komutasındaki birlikler, 22 Nisan günü isyancılar tarafından Hendek’te bir hileyle pusuya düşürüldü. Tümen komutanı bu sırada isyancılar tarafından öldürüldüğü gibi, birliği de dağıtıldı. Silah ve cephane isyancıların eline geçti. Şimdi durum daha vahim bir hal aldı. Bölgeye takviye olarak Kuvay-ı Milliye birlikleri gönderildi. Ali Fuat Paşa komutasındaki bu kuvvetler, Düzce dahil olmak üzere isyan bölgesi denetim altına aldı ve elebaşları yakalanarak idam edildi. (2)

Yenihan (Yıldızeli) İsyanı: Ankara’ya karşı İstanbul yönetimince desteklenen ayaklanmalardan bir diğeri, Yenihan (Yıldızeli)’da çıkan isyandı. 14 Mayıs 1920’de isyan başlamış, Tokat ve Zile taraflarına yayılmıştı. Bu isyan da, 12 Haziran’da Antep bölgesinden gelen Kılıç Ali Bey kuvvetleri ve Erzurum’dan gelen Milli kuvvetlerce bastırıldı.

Çapanoğlu İsyanı: BMM’ye karşı olan Yozgat’ın köklü ailelerinden Çapanoğulları ailesinin bazı ileri gelenlerinin önderliğinde bir ayaklanma meydana geldi. Celal ve Edip Beyler adamlarıyla 14 Haziran 1920’de Yozgat’ı işgal ettiler. Bunun üzerine, Ethem Bey kuvvetleri bölgeye sevk edildi. 23 Haziran’da Ethem Bey kısa sürede isyanı bastırdı ve bölgede kontrolü ele aldı.

Pontus Rum İsyanı: Osmanlı Devleti’nden toprak koparmak ve Trabzon merkezli Pontus Devleti oluşturmak üzere Rumlar tarafından çıkarılmıştır. Rumların eylemleri polis ve jandarma gücüyle engellenmesi mümkün olmamıştır. Bu ve diğer ayaklanmalar sebebiyle Anadolu’nun ortasındaki güvenlik meselesini çözmek için, 9 Aralık 1920’de Merkez Ordusu kurulacaktır. Pontus Devleti kurmak isteyen Rumların eylemlerini bu ordu bastırmıştır.

Kuvay-ı İnzibatiye: Damat Ferit Paşa hükümeti tarafından 18 Nisan’da çıkarılan kararname doğrultusunda, İngilizlerin de yardımıyla, Kuvay-ı İnzibatiye birlikleri oluşturulmaya başlanmıştır. Nitekim, birlikler İstanbul’da hazır hale getirildikten sonra 29 Nisan’dan itibaren Vapurlarla İzmit’e sevk edilmeye başlanmıştır. Bu şekilde, İzmit bölgesinde karargah kuran Kuvay-ı İnzibatiye birlikleri, Kuvay-ı Milliye karargahının bulunduğu Geyve üzerine harekete geçmek üzere tertibat almıştır. İzmit dışındaki yörelerin milli kuvvetlerin denetimine geçmesi, bu arada Sapanca’ya kadar gelmiş bulunan bir Kuvay-ı İnzibatiye birliğinin milli kuvvetlerce dağıtılmış olması, Kuvay-ı İnzibatiye komutan ve erlerinin morallerini iyice bozmuştur. Bu durum, bölgede kararsızlık içinde bulunan halkın çoğunluğunun da Kuvay-ı Milliye tarafına geçmesine sebep olmuştur. Bu esnada Kuvay-ı inzibatiye birliklerinde firarlar meydana gelmeye başlamıştır. Böyle bir ortamda, İstanbul’un tazyiki üzerine, Kuvay-ı İnzibatiye birlikleri 14 Haziran’da milli kuvvetlere karşı harekete geçmiştir. Bunun üzerine, Ali Fuat Paşa Kuvay-ı Milliye birliklerini harekata geçirmiş, Kuvay-ı İnzibatiye birlikleri önemli bir direnme göstermeden yenilerek geri çekilmiştir. Yenilip dağılan Kuvay-ı İnzibatiye birliklerinin kalanı, İstanbul’a geri götürülmüştür. Böylece, bölgenin denetimi tamamen Ankara’nın eline geçmiştir. (3)

Çerkez Ethem İsyanı: Ankara hükümeti çalışmalarını sürdürürken, Çerkez Ethem’in muhalefetiyle karşılaşıldı. Çünkü, o zamana kadar etkili bir askeri ve siyasi güce sahip olan Ethem Bey için, meclisteki yeni yapılanma hiç de elverişli gözükmüyordu. Bu sebepledir ki, hemen aynı durumda olan Demirci Mehmet Efe ile anlaşıp bazı hareketlere girişmek istedi. Bu durumda, kendilerinden ordu komutanlarının emrine girmeleri istendi. Bu isteğe uymayan Ethem Bey ve Demirci Mehmet Efenin davranışları isyan niteliği taşıyordu. Bunun üzerine üstlerine ordu birlikleri gönderildi. Ethem Bey, üzerine gönderilen ordu birlikleriyle savaştı. Ancak, gerileyerek Yunan hatlarına dayandı. Ethem Bey, 1921 yılının ilk günlerinde Gediz bölgesinde Yunan hatlarına geçti. Ethem’in yanındaki gayri-nizamı kuvvetlerin büyük bir kısmı onu takip etmeyerek, geriden gelen ordu birliklerine teslim oldular. Bu arada teslim olmayan yeni bir kısım çeteler Yunan hatlarının gerisine geçtiler. Ancak onlar, Ethem gibi Yunanlılarla işbirliği yapmayıp, aksine çete savaşlarını orada sürdüreceklerdir.

                                                               Yeşil Ordu ve Çerkes Ethem İsyanı (4)

Milli Mücadelenin en buhranlı günlerinde sözü çok edilen Yeşil Ordu, henüz düzenli ordu kurulmadan önce, 1920 İlkbaharında gizli bir teşkilat olarak kuruldu. İstanbul hükümetinin Ankara’daki milli harekete karşı olumsuz tavrını azaltmak ve Bolşevikiliğin İslamlığın uygulanmasından başka bir şey olmadığını anlatmak amacındaydı. Mustafa Kemal Paşa’nın bilgisi dahilinde kurulmuş olan cemiyet, Sovyetlerle yapılması düşünülen işbirliğine olumlu bir katkıda yapacaktı. Sovyetlerle işbirliğinden kastedilen ise, emperyalistleri Anadolu’dan kovmaktı. Ancak, Yeşil Ordu’nun, ilk günlerdeki bu amaçtan uzaklaşarak, gizli bir ihtilal cemiyeti halini aldığı görülecektir.

Yukarıdaki amaçları gerçekleştirmek üzere kurulan ve hükümete resmen müracaat etmeyen cemiyette üçü vekil olmak üzere on dört mebus bulunuyordu. Cemiyet içerisinde Mustafa Kemal Paşa’ya yakın olanlar yanında, ittihatçılarla teması olanlar da bulunmaktadır. Bunlar yanında, bazı üyelerin samimi olarak solculuğa ve bu ideolojiye inandıkları söylenebilir. Cemiyet üyelerinin düşüncelerindeki farklılık ve belirginsizlik kaçınılmaz olarak, cemiyetin fikri yapısını da etkilemiştir. Cemiyetin amaçları ve faaliyetlerine bakıldığında ideolojik çizgisini tespit etmenin güç olduğu görülecektir. Cemiyetin genel merkez heyeti dışında Ankara ve Eskişehir’de iki şubesi bulunuyordu. Cemiyetin amacı, Bolşevikliği tehlikeli göstermeye çalışanların propagandalarını başarısızlığa uğratmak ve Sovyet Rusya’ya yakınlaşmak için Anadolu’nun görüşünü hazırlamaktı. Cemiyetin üyelerin fikirlerinde belirginlik ve şekillenmişlik olmadığı gibi, tutarlı bir düşünce sisteminin de olmadığını söylemek mümkündür. Bunun yanında, Sovyet Rusya’daki İnkılâbın Anadolu’ya uygulanmasında belli esaslara, özellikle halkın duyarlılık gösterdiği İslami akidelere sadık kalınmasına dikkat çekilmektedir. Üyelerin Marksizme ilişkin bilgileri ise yok denecek kadar azdı. Çalışanları ve iş dünyasını (çiftçiler, bağcılar, bahçıvanlar, kunduracılar, duvar ustaları, marangozlar) kendilerini sömürenlere karşı isyana çağırıyordu. İşin içine bir de dini renk katılmıştı.

Yeşil Ordu Cemiyeti, söz konusu amaçlara ve planlanan hedeflere ulaşabilmek için bir takım siyasi faaliyetlerde bulunurken, Çerkes Ethem’le ilişkiye girmiş ve aynı zamanda meclisteki milletvekillerinden bir grup oluşturmaya çalışmıştır. Böylece meclis içinde bir ideolojik muhalefet grubu oluşturulmuş oluyordu. Yeşil ordu adı geçince ilk akla gelen soru Çerkes Ethem ve birliklerinin cemiyet ile ilişkilerinin ne olduğu sorusudur. Çerkes Ethem’in düzenli orduya ve buna bağlı olarak Ankara hükümetine karşı başkaldırısında, önceleri Milli Mücadele’ye büyük yardımları dokunurken, sonradan içine düştüğü çıkmaz da; O’nun Yeşil Ordu’ya girişinin payı var mıdır? Belli bir tarihten sonra Ankara ile bağları iyice kopan asi Ethem, bu başkaldırısına bir destek olsun diye mi işin içine bir de solculuk katmıştır? Veya Yeşil Orducular, özellikle de cemiyetin Rusya’ya bağlı ve yıkıcı çalışmalarda bulunan gurubu, Ethem’in birliklerinden mi yararlanmayı düşünmüştür? Şüphesiz bu türden sorular daha da çoğaltılabilir. Ama, bu soruların hepsine verilebilecek cevap, Ethem’in içine düştüğü çıkmaz ve sonuçta karşılaştığı olumsuzluklardır.

Çerkes Ethem’in düzenli orduya ve Ankara hükümetine karşı gelişinde etkisi altında kaldığı kişilerin başında şüphesiz ağabeyleri gelir. Yeşil ordu Merkez-i Umumi üyeleri arasında adı geçen Çerkes Reşit Bey ve yine Ethem’in ağabeyi Tevfik Beyler Harp Okulu mezunudurlar. Bunlardan Reşit Bey binbaşılığa ve Tevfik Bey de yüzbaşılığına kadar yükselmişlerdir. Her ikisi de ittihatçı olup önemli görevlerde bulunmuşlardır.

İstanbul hükümetinin Anadolu’daki harekete ilişkin olumsuz propagandaları sonucu meydana gelen ayaklanmalar özellikle Bolu, Düzce, Adapazarı ve Yozgat bölgelerinde çok tehlikeli bir hal aldığında, Milli Mücadelenin başlangıcında, Kuvay-ı Milliye teşkilatlarının en güçlüsünü elinde bulunduran Çerkes Ethem’in gezici kuvvet anlamına gelen Kuvay-i Seyyare’si, bir yandan Yunan işgaline karşı koyarken, diğer yandan da iç isyanların bastırılmasında önemli başarılar sağlamıştır. Ethem’in bu başarıları Ankara hükümetinin ileri gelenlerince takdirle karşılanmıştır. Öyle görülüyor ki, Yozgat İsyanı’nı bastırmaya giderken veya dönerken, Ankara’dan geçişi sırasında Çerkes Ethem Yeşil Ordu’ya katılmıştı. 1920 yılının en güçlü birliklerini elinde bulunduran Çerkes Ethem’i kazanmak, şüphesiz o günlerin siyasi atmosferi içerisinde ortaya çıkan yeni düşünceleri savunan ve iktidar için emelleri olan Yeşil Ordu Cemiyeti üyeleri açısından çok önemli idi. Böylece Mustafa Kemal Paşa ve çevresine karşı bir üstünlük de elde edilmiş olacaktı.

Çerkes Ethem’in Yeşil Ordu teşkilatına katılmasıyla cemiyetin eline silahlı bir gücün geçmesi, Mustafa Kemal Paşa tarafından fark edilmiştir. Üstelik her yerde Paşa’nın adını kullanarak genişleyen bu teşkilatın, zararlı olmaya başladığını gören Mustafa Kemal Paşa, cemiyetin kapatılmasını Hakkı Behiç Beyde istemiş, fakat ondan bunun hemen mümkün olamayacağı yolunda bir cevap almıştı. Bundan sonra cemiyet faaliyetlerini yavaşlatmış ve gücünü Çerkes Ethem’in daha etkin olduğu Eskişehir bölgesine kaydırmıştır. Eskişehir’de Çerkes Ethem’in yayın organı olarak çıkan Seyyare-i Yeni Dünya gazetesi, Büyük Millet Meclisine karşı Çerkes Ethem’in liderliğini ve Bolşevikliği savunuyordu.

Güç şartların üstesinden gelme ve problemler karşısında değişik çözüm yolları bulma yeteneğine sahip olan Mustafa Kemal Paşa, Yeşil Ordu Cemiyetinin 1920 sonbaharında faaliyetini kesin olarak durdurmasını istemiş ve akabinde, hem Sovyet-Rusya ile ilgili olan ilişkilerini zedelememek hem de komünist faaliyetleri kontrol altına alabilmek düşüncesiyle, 19 Ekim 1920 tarihinde “Resmi Türkiye Komünist Fırkası”nı kurdurmuştur. Bu gelişme üzerine, Cemiyet üyelerinden bir kısmı kurulan fırkaya katılırken, diğerleri burada yer almayarak, Gizli Türkiye Komünist Partisi ve Türkiye Halk İştirakiyyum Fırkasında faaliyetlerini sürdürmüşlerdir.

 

Demirci Mehmet Efe İsyanı: İsyan eden ve Çerkez Ethem’le işbirliği yapan, Güney cephesindeki Demirci Mehmet Efe, Refet Bey’in takibi sonucu, Toros dağlarına kaçmıştır. Emrindeki kuvvetleri ordu saflarına katılınca kendisi de bir süre sonra teslim olmuştur. Daha sonra, kendisine gösterilen bir köyde hayatının kalan kısmını, devlete bağlı kalarak devam ettirmiştir. (5)

Delibaş İsyanı: Ekim 1919’da çıkmış olup, Kasım 1919’da bastırılmış olan Bozkır isyanlarında büyük bir rol oynamış olan Delibaş Mehmet, 2-3 Ekim 1920’de Çumra’da yeniden isyan ederek Konya’yı ele geçirecektir. Karaman, Ilgın, Akşehir ve Beyşehir’de de etkileri görülen bu hareket, Albay Refet Bey (Bele) emrindeki kuvvetler ve Pozantı’daki Milli Kuvvetler tarafından 22 Kasım 1920’de bastırılacak.

 

Yukarıda belirtilenlerin yanı sıra, aşiret isyanları (Milli Aşiretin İsyanı ve Koçkiri İsyanı) ve Cemil Çeto olayı meydana gelmiştir. Güneydoğuda, ve dış güçlerin kışkırtmasıyla meydana gelen bu isyanlar milli kuvvetlerce bastırılarak asiler etkisiz hale getirilmiştir. İç isyanların bastırılmasıyla birlikte, 1920 sonlarında, Milli Mücadele’de silahlı kuvvetler önemli bir yapı değişikliğine sahne oluyor, Kuvay-ı Milliye devri de sona eriyordu. Bundan sonra, mücadeleyi emir-komuta zincirinde teşkilatlanan düzenli Türk ordusu yürütecektir.

Kaynakça

1. Sofuoğlu, A.g.e., s. 329-333.

2. Geniş bilgi için bkz. Sofuoğlu, A.g.e., s. 334 vd.

3. Ayrıca, Kuvay-ı İnzibatiye ile ilgili görüşler için bkz. Murat Bardakçı, Şahbaba, İstanbul, 1998, s. 176-179.

4. Bu yazı Prof. Dr. Mustafa Yılmaz tarafından yazılmıştır.

5. Çerkez Ethem ve Demirci Mehmet Efe hakkında bkz. İsmet İnönü, Hatıralar, Cilt I, Ankara, 1985, s. 214 vd.; Cemal Kutay, Çerkez Ethem Dosyası, Cilt 2, İstanbul, 1973.

 

Bu makale belirtilen kaynakçalara göre yeniden yazılarak, tarafından 8 Mayıs 2017 Pazartesi günü yayınlanmıştır .

Görüşler

*