Evliya Çelebi Hayatı

Anasayfa »

  1. Yazarlar »
  2. Haberler »

Evliya Çelebi Hayatı

Evliya Çelebi'nin hayatı ve seyahatnamesi hakkında bilgileri içeren bir yazı.

EFSANEVİ SEYYAH EVLİYA ÇELEBİ

Seyyahın yoldaşıdır yollar,

Yollar seyyaha muhtaç,

Seyyah yollara hasret,

Hasret kederden uzak

Ve keder yollarda çaresiz.

 

            Her yılı, Dünya büyüklerinden birine ayıran UNESCO, 2011 yılını da Evliya Çelebi yılı olarak ilan etmiştir. Bu çaba, efsanevi seyyah Evliya Çelebi adına geç kalınmış bir girişim olmakla beraber aynı zamanda takdire değerdir de. Üstat, kendi asrında gerektiği kıymeti görememiş; ancak günümüz asrında hak ettiği değerli yere ulaşabilmiştir. Kendisine ithaf en kaleme aldığımız birkaç mısra ile zenginleştirdiğimiz bu yazımızın maksadı, on ciltlik büyük eseri Seyahatnamesi ile Evliya Çelebi’yi farklı yönleri ile tanıtmaktır.   

            Dünyaca ünlü bir Türk gezginidir Evliya Çelebi. Onu yalnızca gezgin sıfatı ile ön plana çıkarmak sade bir bilgi olmakla beraber eksiktir de. Zira o, yarım asır süren at üstünde geçmiş bir ömrü on ciltlik büyük bir esere sığdıracak kadar da iyi bir yazardır. Babasının sarayın kuyumcubaşısı görevi ile Osmanlı tebaasına olan yakınlığı kendisi için bir şans oluşturmuş ve IV. Murat zamanında saraya alınarak Enderun’a girmiştir. Böylece yaşadığı dönemde bütün tarihi olaylara şahitlik edip bunları kalemine aktaran bir tarihçi sıfatı ile de çıkar karşımıza.

            Evliya Çelebi’nin geziye karşı duyduğu ilgi, çocukken babasından, yakınlarından dinlediği öykülerden, söylencelerden ve masallardan kaynaklanır. Eserinin girişinde, geziye duyduğu ilgiyi anlatırken bir gece düşünde Peygamber’i gördüğünü, ondan “şefaat ya Resulallah” diyeceği yerde şaşırıp “seyahat ya Resulallah” dediğini, bunun üzerine İslam Peygamberi’nin ona gülümseyerek gönlünün dilediğince gezme, uzak ülkeleri görme olanağı verdiğini yazar.

  Seyyahlar anlar benim derdimden,

Gecenin sesinden, yolların dilinden,

Ben seyyaha tutkun, seyyah yollara,

Ecelin içimde açtığı yara,

Dertlere deva, seyyaha nârâ.

 

            Evliya Çelebi, Divan Edebiyatı dönemi yazarlarından olmasına rağmen dili söz hünerlerine, yabancı kelimelere ve dil kurallarına özenmeyen yalın, günlük konuşma dilindedir. Anlattıklarının sürükleyiciliği çeşitli dil oyunlarına lüzum göstermeyecek kadar gerçektir. Son derece tatlı bir üslubu vardır. Kendisi hakkında nakledilenler oldukça neşeli bir tabiata sahip olması yönündedir. Onun anlattıklarını böylesine akıcı hale getiren, yazarlık üstünlüğünden ziyade, belki de bu muzip mizacındandır. Bu sebeple olsa gerek Ahmet Hamdi TANPINAR, üstat için adeta duygularımıza tercüman olan şu sözleri nakleder: “Evliya’ya geniş imparatorluk serhaddında yaptığı seyahatlerinden birinden dönüşünde tesadüf etmek, gördüklerinin hikâyesini ağzından dinlemek isterdim.”

Seyyah yorgun, ben yorgun,

Gözyaşlarıyla bezenmiş bütün yollar.

Kuyunun dibindeki yılan misali,

Geçit vermiyor, kıvrılıyor,

Kıvrılıyor yamaçlar.

 

            Viyana seyahatinde bir cerrahın yaptığı kafatası ameliyatını bir gazeteci dikkati ile izleyen Evliya Çelebi’nin, kendi dilinden konuyu nasıl aktardığını göstermek, kendisinin üslubunu daha iyi anlamak ve karakteri hakkında daha çok bilgiye sahip olmak adına önemli olacaktır.

“Viyana’da bir hastanın şakağına mermi girmişti. Doktor ve yardımcısı bu mermiyi çıkarmak için ameliyata başladılar. Ben de izin istedim ve sessizce onları izledim. Doktor öncelikle alnının ortasından başlamak üzere baştaki deriyi iki tarafa doğru soydu. Ardından başının yan tarafından bir delik açtı. Sonra bir demir parçasıyla kafatasını kaktırarak ayırdı. Ben hastaya daha yakından bakmak için yaklaştım, bu arada mendille ağzımı kapattım. Doktor bunu niçin yaptığımı sorunca ‘Belki hapşırırım ve hastaya zarar veririm.’ deyince doktor: ‘Sen doktor olmalıymışsın.’ dedi.” Şu birkaç satır gözlem dahi kendisinin bilge kişiliğini ortaya koymaya yetecek kadar değerlidir.  

Derbeder tümseklerin galibi,

Anlamlı hecelerin sahibi,

Uykusuz, yorgun gecelerin talibi.

Yollar, kıvrımlı yollar,

Nereden gider bilinmez,

Yorgun seyyaha çıkar,

Seyyaha uğrar.

            Seyahatname’de, yazarın gezdiği, gördüğü yerlerle ilgili izlenimler sergilenirken başlı başına birer araştırma konusu olabilecek bilgiler, belgeler ortaya konur. Bunlar arasında öyküler, türküler, halk şiirleri, söylenceler, masal, mani, halk oyunları, inançlar, toplumsal davranışlar, sanat ve zanaat varlıkları önemli bir yer tutar. Bunlara kendi öznel yorumunu da katarak anlatan Evliya Çelebi böylece gezi yazısına da yeni bir içerik kazandırmıştır. 17. asırda birçok sefere, fethe ve savaşa şahit olup aktarmış olması da Seyahatname’nin çok yönlü özelliğini ortaya koyar. Büyük bir tarihi, sosyolojik ve edebi bu Türk yapıtı bizi çağırmaktadır. Yakın zamanda Osmanlıcadan Türk Alfabesine çevrilerek basılan eserin bazı bölümleri İngilizce, Fransızca ve Almanca da bulunabilir. Şu birkaç satıra sığamayacak kadar dolu bir hayat karşısında sözcüklerimiz yetersiz kalmakta ve artık sözlerimiz yerini on ciltlik dev yapıt olan Seyahatname’ye bırakmaktadır.

 Yorgun dilinle türküler söyle,

Kıvrımlı yolların gönlünü eyle,

Ey yorgun seyyah,

Gücünün tükendiği yerde,

Yolları dinle, yolları dinle.

 

                                                                                                             Nazlı SALUK

                                                                                            

KAYNAKÇA

 

http://www.kultur.gov.tr/
http://www.sabanciuniv.edu/ssbf/evliyacelebi/tr/?rota/rota.html

Bu makale belirtilen kaynakçalara göre yeniden yazılarak, tarafından 23 Eylül 2016 Cuma günü yayınlanmıştır , son olarak da 1 Nisan 2017 Cumartesi tarihinde güncellenmiştir .

Görüşler

*