Cumhuriyet Dönemi Eğitim Politikaları

Anasayfa »

  1. Atatürk İnkılapları »
  2. Atatürk Makaleleri »

Cumhuriyet Dönemi Eğitim Politikaları

Milli Mücadele hareketinin başarıyla sonuçlanmasından sonra Türk toplumunu çağdaş medeniyet seviyesine ulaştırmayı isteyen Atatürk, bu amacını gerçekleştirmek için ülkede köklü inkılap hareketlerine girişti. Bu hareketleri engelleyecek her şeyin ortadan kaldırıldığı bu dönemde, hedef alınan ana düşünce milli, çağdaş ve laik bir toplum meydana getirmekti.

Bütün bunlar ise ancak milli bir eğitim sayesinde gerçekleşebilirdi. Zira, devletin çağdaşlaşmasında ve milli bir devlet haline gelmesinde eğitimin büyük rol oynayacağına inanılıyordu. Eğitimin önemini, 1924 yılında Samsun’da öğretmenlere hitaben yaptığı bir konuşmasında: “Terbiyedir ki, bir milleti ya hür, müstakil, şanlı, ali bir heyeti içtimaiye halinde yaşatır, ya bir milleti esaret ve sefalete terk eder” (4) sözleri ile belirten Atatürk, eğitimin temel amacını da Türkiye’nin milli varlığının geleceğinin korunması olarak değerlendirmiştir. Bundan dolayıdır ki, 1920’lerden ölümüne kadar gerek TBMM’nde gerekse çeşitli öğretmen topluluklarına hitaben yaptığı konuşmalarında Atatürk, en fazla eğitimin milliliği üzerinde durmuştur. Milli Mücadelenin kazanılmasında etkili olan milli birlik ve milli şuur anlayışı yeni devletin eğitim politikasının da esasını oluşturdu. Zira, Osmanlı’dan farklı olarak üniter milli bir devlet olarak kurulan Cumhuriyet’in eğitim politikası da milli olmalıydı. Bu konu ile ilgili olarak, daha Milli Mücadelenin devam ettiği yıllarda 1921’de Ankara’da milli bir eğitim programının oluşturulması amacıyla Maarif Kongresi toplandı. (5) Atatürk kongrenin açılışında yaptığı konuşmasında, önceki eğitim sistemini eleştirerek, ülkenin geri kalmasında oynadığı role dikkatleri çektikten sonra, yeni devletin eğitim politikasının Osmanlı’daki gibi gayr-i milli olmayıp, Doğu ve Batı tesirlerinden uzak milli bir politika olacağını vurgulamıştır.

Cumhuriyetle beraber milli eğitimin amacı, milli egemenlik ve tam bağımsızlık ilkelerini benimsemiş, milli birlik ve bütünlüğe önem veren nesillerin yetiştirilmesi olarak belirlenmiştir. Bunu 1922’de Meclis’te yaptığı bir konuşmasında Atatürk şöyle ifade etmiştir: “Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun en evvel ve her şeyden evvel Türkiye’nin istiklaline kendi benliğine, ananat-ı milliyesine düşman olan bütün anasırla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir” (6) . Bu dönemde, milli eğitimin çağdaş ve laik özellikler taşıması için çalışıldı. Zira gerçekleştirilen inkılapların özünde “garplılaşmak” bir başka ifadeyle “medenileşmek” yani “asrileşmek” anlayışı vardır. Bunu sağlamak bir hayat meselesidir ve yapılması şarttır. O dönemde Batı medeniyeti en ileri çağdaş tek medeniyettir ve temelinde akılcılık ve gerçekçiliğe dayalı bilimsel düşünce anlayışı vardır. Türk toplumunun çağdaşlaşabilmesi için bu düşüncenin temel alınması dolayısıyla eğitimin dinin tesirinden kurtarılarak laik esaslara göre yeniden düzenlenmesi gerekiyordu ki, bu doğrultuda laikleşme hareketlerine ağırlık verildi. Böylece, milli ve laik bir eğitim politikası ile ümmet toplumundan millet toplumuna geçiş sağlamaya çalışıldı.

Bunların yanı sıra, dönemin milli eğitim politikasının bir özelliği de halkçı, halka doğru olmasıdır. Daha çok ilk ve orta öğretimde belirgin olarak ortaya çıkan bu özellik, eğitimde fırsat eşitliğinin yaratılması, okulların bütün ülke çocuklarına açık ve parasız hale getirilmesi anlayışı ile kendini göstermiştir. Cumhuriyetin ilk Maarif Vekili olan İsmail Safa (Özler) döneminde eğitim politikasının tespiti için oluşturulan Misak-ı Maarif’de eğitim ve öğretimin hedeflerine yer verilmiştir: İlköğretimi fiilen umumi hale getirmek, herkese okuma yazma öğretmek, vatandaşları milliyetçi, halkçı ve cumhuriyetçi yetiştirmektir. Yine Misak’ta eğitimin genel hedefi, “Türk milletini medeniyet safında en ileriye götürmek ve yeni nesilleri Türk olmak haysiyetinin istilzam ettiği gayeye en kısa zamanda varmayı mümkün kılacak aşk, irade ve kudretle yetiştirmek” olarak belirlenmiştir. (7)

Milli eğitimin temel amaçlarını ve ilkelerini daha kapsamlı bir şekilde belirleyen yasa 1973’te kabul edilmiştir. 1973 tarihli Milli Eğitim Temel Kanunu’na göre kısaca; Türk milletinin bütün fertlerini Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı, yaratıcı ve yapıcı olarak yetiştirmek, eğitimde, eşitlik, süreklilik, laiklik, demokratiklik ve planlılık temel ilkeler olarak benimsenmiştir. Eğitim ve öğretimi yaygınlaştırmak amacıyla köylünün eğitimi için millet mektepleri, halk odaları ve Köy Enstitüleri kurulmuştur. Bütün bu politikalar gereği 1950’lere kadar temel ve ilköğretim ile okuma ve yazma öğretmeye yönelik olmuş, 1950-60 arası mesleki ve orta öğretime 1960 ve sonrasında ise yüksek öğretime ağırlık verilmiştir. Bütün çabalara rağmen, 12 Eylül 1980 sonrasında okuma yazma seferberliğinin düzenlenmesi, eğitimde istenilen hedefe ulaşılamadığının bir göstergesi olarak karşımıza çıkar.

Özetle, temelinde kültür ve medeniyet değişimi yatan, Atatürk ilke ve inkılapları, Türk milli eğitim politikasının esaslarını oluşturmuştur. Bu esaslar, dönemin tek partisi olan Cumhuriyet Halk Fırkası’nın 1931 tarihli programında da yer aldığı şekliyle, yeni nesillere verilecek eğitimin hedefi, “kuvvetli Cumhuriyetçi, Milliyetçi, Halkçı, Laik ve İnkılapçı vatandaşlar yetiştirmek” olarak belirlenmiş ve bu doğrultuda çalışmalarda bulunulmuştur. (8) Cumhuriyetin ilk yıllarında öğretim birliği sağlanmış, milli ve laik eğitime geçilmiş, ilköğretim zorunlu ve parasız hale getirilmiştir. Ortaokul ve liselerde karma eğitim yaygınlaştırılmaya, eğitim ve öğretimi nitelik ve nicelik bakımından geliştirilmeye çalışılmıştır. Anılan çalışmalar, Devlet Planlama Teşkilatının (DTP) da kurulmasıyla, 1960’lı yıllardan itibaren planlı bir şekilde yürütülmeye başlanmıştır.

Eğitim politikası her şeyden önce milli idi. Akla ve bilime dayalı laik ve çağdaş özellikler taşımaktaydı. Öncelikli mesele cehaletin ortadan kaldırılmasıydı. Bu amaçla, parasız eğitim esas alındı ve ilköğretim bütün ülke çocuklarına zorunlu kılındı. Tevhid-i Tedrisat’la eğitim merkezileştirilerek bu alandaki çalışmalar Milli Eğitim Bakanlığı’nın sorumluluğuna verildi. Böylece, ilk kez, milli eğitim politikası, devlet politikası haline getirildi. Yeni devletin kısa sürede gelişip kalkınmasını sağlayacak kadrolar yetişmesi için mesleki ve teknik eğitime ağırlık verilerek öğretimin her kademesinde pratik hayatta işe yarar bilgilerin verilmesi esas alındı. Ayrıca, bu dönemde öğretmenlerden istenen genç neslin “Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” nesiller olarak yetiştirilmesidir. Bu dönemde bir taraftan çok düşük olan okur-yazar oranı arttırılmaya çalışılırken diğer taraftan Türk toplumunu muasır medeniyetler seviyesine çıkaracak, cumhuriyet ilkelerine bağlı, diline, tarihine ve kültürüne saygılı, bilimsel zihniyeti benimsemiş milli şuura sahip gençlerin yetiştirilmesi için gayret sarf edilmiştir.

KAYNAKÇA

4. Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II, s. 200. 

5. Maarif Kongresi için bkz. Yahya Akyüz, "Atatürk ve 1921 Eğitim Kongresi", Cumhuriyet Döneminde Eğitim, İstanbul, 1983, s. 89-104; Mustafa Ergun, Atatürk Devri Türk Eğitimi, Ankara, 1982, s. 17-18.

6. Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Cilt:1, 1945, s. 224.

7. Enver Behnan Şapolyo, "Atatürk ve Maarif Misakı", Türk Kültürü, Sayı 40 (1966), s. 383-384; Tarih IV: Türkiye Cumhuriyeti, İstanbul, 1931, s. 260-261.

8. Cumhuriyet Halk Fırkası Programı, İstanbul, 1931, s. 25-32. 

Bu makale belirtilen kaynakçalara göre yeniden yazılarak, tarafından 27 Ekim 2016 Perşembe günü yayınlanmıştır .

Görüşler

*