Atatürk'ün Hastalığı ve Vefatı

Anasayfa »

  1. Atatürk Makaleleri »

Atatürk'ün Hastalığı ve Vefatı

Ömrünün önemli bir kısmı savaşlarda, cephede geçmiş biri olarak, Trablusgarp Savaşı'ndan Milli Mücadelenin sonuna kadar geçen süreç Atatürk'ü çok yıpratmış, zaman zaman bozulan sağlığı 1937 yılı sonlarına doğru iyice kötüleşmeye başlamıştır.

1938 yılı başlarında, bacaklarında oluşan bir kaşıntıdan yakınarak kaplıcalarda tedavi olacağı düşüncesiyle Yalova’ya gider. Ancak, doktorların muayenesi sonucu karaciğerinin büyümüş ve sertleşmiş olduğu anlaşılır. Kısa süre içinde yerli ve yabancı doktorlar tarafından hastalığına siroz teşhisi konularak, diyetine dikkat etmesi ve dinlenmesi tavsiye edilir. Bu tavsiyelere ancak bir ay kadar uyan Atatürk, kendisini iyi hisseder hissetmez yeniden çalışmaya başlayarak, savaşın eşiğindeki dünyanın sorunlarına ve daha da önemlisi kafasını çok meşgul eden Hatay meselesine yoğunlaşır. Bu tarihte Hatay’ın özerkliği sağlanmıştır ancak, Milletler Cemiyeti’nin bölgede yaptığı sayımda Türkler azınlıkta, Araplar ve Ermenilerse çoğunlukta gösteriliyordu. Antakya’da Türklerin düzenlediği bir mitingde bu durum protesto edilerek, Fransa üzerinde baskı oluşturulması kararlaştırılır. Atatürk de, hastalığına bakmadan bu gösteriye katılmakta ısrar eder. Hasta olmasına rağmen Ankara’da katıldığı Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarının ardından Mersin’e gitmek üzere trenle hareket eder. Buradaki yoğun programın ve bunaltıcı sıcağın da etkisiyle, hastalığı daha da ilerler. Buradan sonraki, iki günlük Ankara programının ardından çok yorgun olarak İstanbul’a döner. Hastalığın bir belirtisi olarak karaciğer fonksiyonunu yerine getiremediği için karnında şişlik oluşmaya başlar. Hastalığı ilerlerken Hatay konusunda iyi haberler gelir ve bölgede düzenin Türk-Fransız birlikleri tarafından sağlanacağı, yapılan anlaşmayla teyid edilir. Hatay, bundan bir yıl sonra anavatana katılacak, Atatürk, milletine karşı son görevini de yerine getirmiş olacaktır.

Paris’ten getirtilen Dr. Fissenger Atatürk’ü bir kez daha muayene eder, ancak bu sefer hastalığın biraz daha ilerlemiş olduğu fark edilir. Artık, sürekli dinlenmesi gerekmektedir ve tek eğlencesi yurt dışından satın alınan Savarona yatında deniz havası alarak, manevi kızı Ülkü ile vakit geçirmektir. Etrafındakilerin kendisini rahatlatmak için verdikleri tüm uğraşlara rağmen sancı ve ateş O’nu rahat bırakmaz. Durumunun ciddileşmesi üzerine, yeniden Dolmabahçe Sarayı’na dönülür. Ancak büyük önderin burada da sıcaktan bunalması devam edecek, karnındaki şişlik artacak ve biriken suyun alınması gerekecektir. Durumunun ciddileştiği bu günlerde vasiyetini kaleme alır ve doktorların isteğiyle ziyaretler kısıtlanır. Bugünlerde, Cumhuriyet’in on beşinci yıldönümü kutlamaları yaklaşmaktadır.

Atatürk’ün niyeti Ankara’daki kutlamalara katılmaktır. Ancak, karnındaki suyun alınmasını izleyen günlerde komaya girer ve uzun süren bir uykunun ardından uyanarak Ankara’ya gitme isteğini tekrar dile getirir, doktorları ise bu seyahate izin vermez. Ankara’da törenlerde kendi adına okunacak konuşmayı okutup düzelttikten sonra, “Büyük Meclis’e gireceği bütün işlerde başarılar dilerim” sözlerini ekler. Bu, O’nun milletine söylediği son sözler olur. (1) Dinlenerek geçirdiği bu günlerde son kez 6 Kasım’da yataktan kalkar. Hayli zayıflamıştır. Ertesi gün, son kez ponksiyon yapılarak karnındaki su alınır ve ardından komaya girer. Artık, bir daha hiç ayağa kalkamaz ve 10 Kasım sabahı saat 9’u beş geçe hayata gözlerini yumar. (2)

Atatürk’ün ölümü Dolmabahçe Sarayı’ndaki bayrağın yarıya indirilmesiyle anlaşılır ve haber kısa sürede yayılarak derin bir üzüntüye yol açar. Gazeteler yaptıkları ilave baskılarla, halka ölüm haberini duyurur. Dönemin en hızlı iletişim aracı olan radyoda acı haber, ancak öğle saatlerinde duyurulur. Ölümü sonrası kimin Cumhurbaşkanı olacağı konusunda içeride ve dışarıda bazı kuşkular vardır. Ancak, hastalığın bir süredir devam etmesi nedeniyle, devlet yöneticileri çok soğukkanlı davranır ve Atatürk’ün ölümü sonrası ile ilgili duyulan endişelerin aksine kısa süre içinde yönetimin devamlılığının sağlanacağının işaretleri verilir. Bu arada, TBMM Başkanı Abdülhalik Renda’nın Cumhurbaşkanı seçimi yapılıncaya kadar vekaleten bu görevi yürütmesi kararlaştırılır.

Atatürk’ün ölümünden hemen sonra cenazenin bekletilmesi ihtimali göz önüne alınarak tahnit işlemi yapılır, yüzünün ve ellerinin maskı alınır. (3) Ölüm haberi hükümet tebliği ile de duyurulur ve bayrakların tüm yurtta yarıya indirilmesi istenir. Haberin yayılmasıyla TBMM’de, devlet dairelerinde, okullarda ve sokakta büyük üzüntü yaşanır. TBMM’de, okullarda toplanılır, eğlence yerleri kapanır ve Atatürk resmi bulunan dükkanların önünde halk toplanır ve sokağa tam bir hüzün havası hakim olur. Dolmabahçe Sarayı ziyaretçi akınına uğrar ve dünyanın çeşitli ülkelerinden taziye mesajları yağar. (4) Büyük önderin ölümünden cenaze töreninin yapıldığı 21 Kasım’a kadar bu konu basının en önemli gündemini oluşturur ve gazete başlıkları 29 Kasım’a kadar siyah olarak çıkar. 13 Kasım’da Bakanlar Kurulu cenaze töreni programını ve Atatürk’ün “muvakkat kabir” (geçici mezar)’inin yerini tespit eder. Anıtkabir yapılıncaya kadar, Atatürk’ün naaşının Etnografya Müzesi’ne konulması kararlaştırılır. (5)

Cenaze töreni programına göre, Atatürk’ün naaşı halkın ziyareti için, 18 Kasım gece yarısına kadar Dolmabahçe Sarayı merasim salonunda bulundurulur. Üç gün süresince binlerce kişi sarayı ziyaret eder ve son gün ziyaretçi sayısı 300.000’e ulaşır. (6) Tören başlamadan önce, 19 Kasım sabahı Türkçe tekbirlerle cenaze namazı kılınır. Üstü Türk sancağı ile örtülü, etrafı girland (yaprak, çiçek veya meyvelerden oluşan bezeme türü) şeklinde güllerle çevrili ve altı oku temsilen yanan altı meşalenin yanlarında yüksek rütbeli subayların eşliğinde tutulan nöbette saygı geçişi sonrası naaş, 19 Kasım sabahı top arabasına alınır. (7) Türk hava filosu eşliğinde Sarayburnu’na getirilir ve yoğun kalabalığın eşliğinde Yavuz zırhlısına alınır. (8) Cenaze buradan 101 pare top atışıyla uğurlanır. İzmit’te özel bir vagona nakledilerek buradan Ankara’ya hareket edilir. Geçtiği yerlerde halkın selam ve hıçkırıklarıyla karşılanan büyük önderin naaşı, 20 Kasım’da, Ankara’da devlet büyüklerince, yine 101 pare top atışı ile karşılanır ve TBMM’de hazırlanan katafalka konur. Burada, ertesi güne kadar ziyarete açılır. Törenin yapıldığı 21 Kasım günü Milli Matem Günü olarak ilan edilir. Tüm devlet yetkilerinin ve halkın katılımı ile yağmurlu bir günde Atatürk’ün tabutu Etnografya Müzesi’ndeki geçici istirahatgahına konulur. Tören sadece İstanbul ve İzmir’de değil, yurdun pek çok yerinde, Atatürk büstleri veya halkevlerinde yapılır ve gazetelere bunların görüntüleri yansır. Törenden yaklaşık dört ay sonra Atatürk’ün naaşı Etnografya Müzesi içindeki geçici kabre nakledilir.

Atatürk’ün Vefatının Türkiye’de ve Dış Dünyadaki Yankıları

Atatürk’ün ölümü karşısında duyulan üzüntü tarif edilemeyecek denli büyüktür. Olayın yankıları iç ve dış kamuoyunda geniş yer alır. Haberin ardından İstanbul derin bir sessizliğe gömülür. Çocuklar başlarındaki kordela ve fiyongları çıkarır, halk Atatürk’ün siyah tüllerle sarılı resimleri önünde ağlaşır. Radyo günlük yayınını keserek haberi ancak öğle saatlerinde on bir dile çevirerek duyurur ve vecizelerine, gençliğe hitabesine ve hayatını anlatan yazıların okunmasına yer verir. (9)

Ankara’da bazı vatandaşlar TBMM’ne, kimileri devlet dairelerine veya parti merkezlerine giderek üzüntülerini diğer insanlarla paylaşırlar. Okullarda özellikle kız öğrencilerin şiddetli ağlamaları nedeniyle derslere ara verilir. Üniversitelerde de haber duyulunca büyük üzüntü yaşanır ve İstanbul Üniversitesi hocaları ile birlikte 6.000 üniversite öğrencisi Konferans Salonunda toplanarak Atatürk’ün hatırasını anarak ona bağlı kalacaklarına dair söz verirler. Meclis tatil olmasına rağmen, milletvekilleri burada toplanır ve Atatürk’e silah ve inkılap arkadaşlığı yapmış olanlar onunla ilgili anılarını anlatır ve gün boyu burada vakit geçirirler. Ankara’da bulunan üç sinema kapatılır, kahvehanelerde müzik çalınmaz, halk Atatürk’ün resimlerinin bulunduğu dükkanların önünde toplanır. İstanbul’da da bütün sinema, tiyatro ve eğlence yerleri kapatılır, ışıklı reklamlar söndürülür, dükkanların kepenkleri indirilerek sokaklara hüzün havası hakim olur. Bu arada, İstanbul’da bulunan Elçiliklerin bayrakları yarıya indirilir ve halk Dolmabahçe Sarayının etrafını gazetelerin deyimiyle “tavaf” ederler. (10) Haberin duyulmasıyla dünyanın her tarafından taziye mesajları gelmeye başlar. Taziye mesajlarında ve ölüm haberlerinde en çok “Türk milletinin büyük kurtarıcısı, Büyük dahi, Büyük şef, Büyük devlet adamı, Türkiye Cumhuriyeti’nin Babası, Modern Türkiye’nin Kurucusu” ifadeleri yer alır.

Atatürk’ün ölümü, Türk basınında da, derin üzüntü ifadeleriyle yer alır. 10 Kasım’da akşam gazetelerinde ve ikinci baskılarını yapan gazetelerde konu çeşitli başlıklarla verilir. Cumhuriyet gazetesi yaptığı ikinci baskıda, hükümetin resmi tebliğini çerçeve içine alarak verir. Akşam gazetesi, “Kemalizm Türk milletinin kalbinde ebediyen yaşayacaktır” başlıklı yazıda, “Bütün beşeriyet de Türkler gibi karalar bağlasın, En büyük evladının vücudundan mahrum kalmakla insanlığın kıymeti bir dahi baş azametinde sukut etmiş bulunuyor” diyerek “Benim naçiz vücudum elbette toprak olacaktır. Fakat, Türkiye Cumhuriyeti ilelebet yaşayacaktır” şeklindeki sözlerine yer verir. Son Posta gazetesi ise, “Yurdun hudutları müemmen, ordusu kavi, millet aynı idealin, aynı prensiplerin altında her zamankinden ziyade müttefiktir. O da, bunu böyle istiyordu. Milletinin onun çizdiği yoldan hiçbir vakit ayrılmayacağına emniyet getirmişti. Atatürk öldü; onun hatırasına ilelebet sadık kalmayı şiar edinmiş ve buna and içmiş olan Türk milleti sağ olsun” diyerek, genelde her kesimin üzerinde uzlaştığı hatırasına ve mirasına sahip çıkılacağı yönündeki tavrı ön plana çıkarır.

Sadece Türk kamuoyunda değil, dünya kamuoyunda da, Atatürk’ün ölümü geniş yankı bulur. Yabancı devletler Türkiye’nin acısını resmi kanallardan mesajları ve O’nun cenaze törenine gönderdikleri temsilcilerle paylaşırlar. Ancak, asıl yankılar medya, sivil toplum örgütleri ve kişisel mesajlarla kendini gösterir. Gazete ve dergiler, Türkiye’nin milli bağımsızlık ve çağdaşlaşma önderinin özelliklerini haber, yorum, röportaj ve resimlerle okuyucularına yansıtırlar. (11)

Atatürk’ün ölümüne dış basında önemli ölçüde yer verilir. (12) Örneğin, İngiliz basınındaki dergi ve gazetelerin önemli bir kısmında, Atatürk’ün özgeçmişinden ve modern Türkiye’de gerçekleştirdiği devrimlerden bahsedilir. The Times 11 Kasım’da ölüm haberine tam sayfa yer ayırarak, askeri dehası, yöneticiliği ve Türkiye için yaptığı tüm yeniliklerden övgüyle söz eder. Bir başka yazıda, Cumhuriyeti kurduktan sonra sivil bir tutum takınmasına vurgu yapılarak, Atatürk’ün, yeni Türk insanının bir diktatöre ihtiyaç duymayacağı ve Türk erkek ve kadınlarının, kendi kendilerine demokratik bir yönetime kavuşacaklarını söylediği belirtilir. “Türkiye’nin kurtarıcısı”, “Modern Türkiye’nin kurucusu”, “Bağımsız Türkiye’nin yaratıcısı, Bağımsızlık savaşçısı, Asya’nın kahraman milliyetçilik havarisi” gibi ifadeler, O’nun önderliğine ve örnekliğine yapılan vurguları gösterir. Fransız basınında yayınlanan 22 haber, 25 makale ve 26 resimle Atatürk’ün özelliklerinden, ülkesine yaptığı hizmetlerden ve özellikle de, laik bir devlet kurmasından övgüyle söz edilir. (13) Bunların yanı sıra, Atatürk’ün ölümü Fransız kolonileri Cezayir ve Tunus’ta, İngiliz dominyonları olan Avustralya, İrlanda, Kanada, Yeni Zelanda ve Güney Afrika Birliği’nde de teessürle karşılanır ve Türk hükümetine başsağlığı dilekleri gönderilir. Atatürk’ün ölümünden en fazla etkilenen bir diğer coğrafya da, Hindistan’dır. Öyle ki “Bağımsız Türkiye’nin yaratıcısı, Asya’nın kahraman milliyetçilik havarisi” olarak benimsedikleri Atatürk’ün yaptıklarıyla, yalnız Türkiye’ye değil bütün Asya halklarına da büyük hizmetlerde bulunduğu, ülkesinde yaptığı reformlarla Asyalılara da ilerleme ve bağımsızlık yolunu gösterdiğini ifade ederler. Ölüm haberinin Hindistan’daki yankısı dükkanların kapatılması, Meclis görüşmelerine ara verilmesi ve yas ilan edilmesi şeklinde yankı bulurken, (14) İran’da da yas ilan edilir. Beyrut, Şam, Kuzey Afrika ve Hindistan’da mevlüt okutularak “Türkiye’nin, İslam’ın ve dünyanın en büyük evlatlarından olan Atatürk” için özel anma günleri düzenlenir. (15) Uzak yakın birçok ülkede, hakkında pek çok şey yazılıp söylenir. (16) Kısaca, dünya liderlerine ve büyük devletlere yakışır bir biçimde, bundan sonra milletinin kalbinde yaşamak üzere ebediyete uğurlanır.

Kaynakça

1. Lord Kinross, Atatürk Bir Milletin Yeniden Doğuşu, Türkçesi: Necdet Sander, Sander Yayınları: İstanbul, 1984, s. 749.

2. Atatürk'ün ölüm raporunda, gece yarısı 24.00'dan itibaren komaya girdiği ve koma halinin artarak ölümle sonuçlandığı belirtilmektedir. Ölüm raporunu imzalayan doktorlar Dr. Neşet Ömer İrdelp, Dr. Akil Muhtar Özden, Dr. Nihat Reşat Belger, Dr. Abravaya Marmaralı, Dr. H. Diker, Süreyya Serter, Dr. Kamil Berk, Dr. Mim Kemal Öke, Dr. Asım Arar ve Dr. H. Alataş'tır. Ulus, 11 Kasım 1938.

3. Cemal Kutay, Atatürk'ün Son Günleri, Boğaziçi Yayınları: İstanbul, 1981, s. 163.

4. Ulus, 13 Kasım 1938.

5. Anıtkabir'in yeri konusunda Çankaya, Etnografya Müzesi, Kabatepe (TBMM'nin arkasındaki tepe), Ankara Kalesi, Bakanlıklar, Eski Ziraat Mektebi, Gençlik Parkı, Altındağ, Gazi Orman Çiftliği vb. öneriler yapılmış ancak Rasattepe Ankara'nın her tarafından görülen, tören ve ziyaretlere elverişli bir yer olması nedeniyle kabul edilmiştir. Bu konuda bkz. Serdar Tekin, Atatürk ve Anıtkabir, H.Ü. Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans, Ankara, 2004, s. 38-39.

6. 17 Kasım akşamı, geçit düzenli olarak sürerken bir ara vatandaşların ani ilerleyişi ile izdiham yaşanmış ve 7'si kadın olmak üzere 11 kişi izdiham sonucu hayatını kaybetmiştir. Ulus, 19 Kasım 1938.

7. Belgelerle Atatürk, Milli Savunma Bakanlığı Yayını: Ankara, 1999, s. 131.

8. Cenazeye halkın katılımı çok yüksek olmuş, İstanbul'daki son törene 1 milyona yakın kişinin katıldığı ifade edilmiştir. Kurun, 20 Kasım 1938.

9. Ulus, 11 Kasım 1938.

10. Ulus, 13 Kasım 1938.

11. Abdurrahman Çaycı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları: Ankara, 2002 s. 467.

12. Bu konuda geniş bilgi için bkz. Bilal N. Şimşir, "Atatürk'ün Ölümünün Dış Dünyadaki Yankıları", Atatürk'ün Ölümünün 50. Yılı Sempozyumu 31 Ekim-1 Kasım 1988, Ankara Üniversitesi Basımevi: Ankara, 1989, s. 71-93.

13. Şimşir, A.g.e., s. 1335 vd.

14. Bilal Şimşir, Atatürk ve Yabancı Devlet Başkanları, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yayınları: Ankara, 1993, s. 107 vd.

15. Ayın Tarihi, Kasım 1938, Atatürk Özel Sayısı.

16. Bu konuda geniş bilgi için bkz. Orhan Koloğlu, Mazlum Milletler Devrimleri ve Türk Devrimi, Kitap 1, Ankara, s. 93-94.

Bu makale belirtilen kaynakçalara göre yeniden yazılarak, tarafından 30 Mart 2018 Cuma günü yayınlanmıştır .

Görüşler

*