Atatürk'ün Gözünden Cumhuriyetin ilanı

Anasayfa »

  1. Özel Günler »
  2. 29 Ekim »
  3. Atatürk Makaleleri »

Atatürk'ün Gözünden Cumhuriyetin ilanı

Bu dünyadan ayrılmadan önce size emanet ettiğim Cumhuriyetimizin ilanını her yıl nasıl bitmeyen bir sevinçle ve samimi duygularla kutlardık. Yeni rejimin benimsenmesinden ölümüme kadar geçen zaman genç Türkiye'nin en hızlı geliştiği günlerdi; son nefesime kadar gurur duyduğum ve bitmesini istemediğim günlerdi...

Kurtuluş Savaşından sonra “Ben varım ve devletim” diyerek rüştünü ispat eden ülkemize dikilen ve geriliğin, kötülüğün sönmüş ışıklarını tekrar canlandırmak için işaretler arayan gözlerin hayal kırıklığını ve hatta nefretini fark etmemek mümkün değildi.

Herhalde 29 Ekim 1923 gecesi arkadaşlarla birlikte köşkte yemek yerken yaptığım konuşma bahsettiğim kötü gözlerin son umutlarını da söndürmüştü ya da en azından söndürmüş olmalıydı öyle değil mi...

Yeni bir hükümet bunalımıyla karşı karşıyaydık, suratlarımız asıktı ve sessizce oturuyorduk. Başarımızı tüm dünyaya kabul ettirmişken hala kendi içimizde, kıskançlıkla koruduğumuz Meclisimizde bazı gizli muhalif gruplaşmaların olması, halkın işlerinin duygularla yürütülmeye çalışılması ve bu yüzden kaçınılmaz olarak kesintiye uğraması kabul edilir bir şey değildi. Halk bizle onları kötü yönetelim diye mi sırt sırta verip her çileye ortak olmuştu...

Sorumun cevabını o gece milletin sofrasında benimle birlikte oturan İsmet İnönü, Kazım Özalp, Kemalettin Sami, Fuat Bulca, Ruşen Eşref Ünaydın ve Halit Paşaların yüzlerinde tek tek aradım ve konuşmaya başladım:

“Artık var olan rejim bizi bir yere taşıyamamaktadır. Hükümet üyelerinin Meclis tarafından seçilmesi ve çeşitli çıkarlara göre listeler ve fikirler çıkarılması bizi, büyük bir buhrana sürüklemektedir. Bu buhrandan Türk halkını kurtarmak için yeni bir rejim kurmak şarttır. Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz.”

Arkadaşlar hemen düşünceme katıldılar. Sakince yemeği bitirdik. Sakindik çünkü bu ilan beklenmedik bir hamle değildi. Çok değil bir iki hafta önce yayımlanan Yenigün gazetesi Cumhuriyet rejiminin gelişini zaten bütün dünyaya duyurmuştu. Büyük Millet Meclisi Anayasa Komisyonu Sözcüsü olan Yunus Nadi 8 Ekim 1923 tarihli haberinde, yeni tasarının yasama ve yürütme yetkisini Meclise bıraktığını ve Bakanlar Kurulu ile Cumhurbaşkanının nasıl görev yapacağını daha Cumhuriyet ilan edilmeden halka açıklamıştı. Çünkü genç Türkiye yönetimi hiçbir değişikliği tepeden indirmez, halka rağmen iş yapmazdı. Halka hesap vermekten kaçınmazdı. Bu yazıyla da ilk kez TBMM ve Bakanlar Kurulu ile bakanların halkın temsilcisi olduğu ve yalnız halk için çalışacakları dahası bunun kanunlarla saptanıp anayasada yer alacağı halka anlatıldı.

Yemekten sonra orada bulunanlarla birlikte bir plan hazırladık ve yeni kurulacak hükümetteki görevleri belirledik. Gece İsmet İnönü köşkte kaldı ve yeni bir anayasa taslağı üzerinde çalıştık.

29 Ekim günü Meclis, Lozan Antlaşmasının imzalanmasının yanında en büyük ikinci tarihi görevini yerine getirdi. Geç vakte kadar süren toplantımızın sonunda her şey enine boyuna konuşuldu ve Cumhuriyetin ilanı Mebusların ayağa kalkarak üç defa “YAŞASIN CUMHURİYET!” diye bağırmasıyla oldu. Sonra reisicumhur seçimine geçtik. Seçim gizli oyla yapıldı ve 158 mebusun katılımıyla gerçekleşti. Oyların tasnifi sonucu oybirliği ile Cumhurbaşkanı seçildim. Alkışlardan başka bir şey duymuyordum. Kürsüye çıktım, bir teşekkür konuşması yaptım ve söz verdim:

“Hep beraber ileriye gideceğiz.”

Sevinç ve umut içindeydik. Gece de 101 pare top atılarak Cumhuriyetimizin ilanı halka duyuruldu. Bu top sesleri bazı kimseleri endişeye düşürürken halk aldığı bu müjdeyle sevindi, mutlu oldu. Vatandaşlar ne kadar değerli ve önemli olduklarını, bir koyun sürüsünden ibaret olmadıklarını anladılar. Kutlamalar layıkıyla yapıldı.

Her şeye rağmen “erken oldu, acele edildi” diye bu mutluluğu, coşkuyu baltalamak isteyenler de vardı. Düşünüyorum da aslında Cumhuriyetin ilanı için geç bile kalınmıştı. Çünkü bize göre Türkiye Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920 günü ulusun kaderine el koyduğu zaman Cumhuriyet zaten doğmuştu. Ellerimizi açıp varlığının ebediyeti için en temiz duygularla önünde dua ettiğimiz kapı zaten onun doğduğu eve aitti. Biz aradan geçen 3 yıldan sonra sadece bu hür ve sağlıklı bebeğe bir isim verdik. Ömrü uzun olsun.

Dr. Günseli Gümüşel

Bu makale belirtilen kaynakçalara göre yeniden yazılarak, tarafından 17 Ekim 2018 Çarşamba günü yayınlanmıştır .

Görüşler

*